Bayırbucak Türkmenleri

Güzel bir yaşamdan yaralı yürekler kaldı

Güzel bir yaşamdan yaralı yürekler kaldı

Güzel bir yaşamdan yaralı yürekler kaldı

Güzel bir yaşamdan yaralı yürekler kaldı

http://www.yenisafak.com/hayat/guzel-bir-yasamdan-yarali-yurekler-kaldi-2349141

Suriye’deki savaş bir film gibi gözümüzün önünde akıp gidi- yor. Hatay’ın Yay- ladağ ve Kırıkhan ilçelerinde savaş mağduru insanların hikâyelerini dinle- dikçe gerçeklik al- gım değişiyor. Sını- ra yakın bölgelerde dağlara kümelen- miş çadır kentlerde insanların karın, yağmurun, soğu- ğun altında yıllardır yaşadıklarını ve özel yaşam halleri- nin törpülendiğini düşündükçe yurt- suzluğun anlamı daha bir netleşiyor zihnimde. Tüm bu olumsuz koşulla- ra rağmen sınırın ötesinde vatanla- rını korumak adına savaşan insanlar var. Son günlerde ise bu savaş daha acımasız bir halde. Bayırbucak Türkmenleri benim tanık olduğum sıkıntılardan çok daha fazlasını yaşıyor artık.

Birkaç ay önce Macar kameramanın tekmelediği Suriyeli bir öğretmenin dramına tüm dünya tanıklık etti. Kendi ülkesinde bir vakitler itibar gören, ilmine saygı duyulan, ortalama yaşam standartlarında hayatını konfor ve güven içinde sürdüren biri iken yaşam onu şuursuz bir tekme ile yere savurdu. Mülteci kimlikleri ile topluluklar halinde gördüğümüz ve insan hikâyelerini kaçırdığımız savaş mağduru insanların önceki hayatlarını bilmek ve onların hikâyelerini dillendirmek bu kişilere karşı daha normal bir bakış açısı geliştirmemize yardımcı olabilir. Bu sebeple Hatay ziyaretimde tanıştığım kişilerin önceki yaşamlarına dair kısa sohbetler yaptım. Konuştuğum insanlar arasında, iş adamı, doktor, eczacı, ebe, öğretmen ve tıp fakültesi öğrencisi vardı. Her birinin ayrı bir kaçış öyküsü var. Kimi birkaç saat içinde, kimi ise günlerce perişan halde dağ bayır yürüyerek gelmiş Türkiye’ye. Kimi savaşın bitmesini bekliyor, kimi Avrupa’ya geçmek istiyor. Kimi ise Türkiye’deki yaşama yavaş yavaş adapte olmaya başlamış ancak gelecek planları belirsiz.

Yayladağ’ın kucak açtığı Bayırbucak Türkmenleri
Yayladağ Türkiye’nin en güney ucu. Burada sınır kıvrım kıvrım yollarla çiziliyor. Bazı noktalarda neresi Türkiye neresi Suriye anlamak zor. Hem coğrafi hem de kültürel olarak iç içe geçmiş bir bölge Yayladağ. Osmanlı döneminde buraya yerleştirilmiş olan Türkmenler, Bayır ve Bucak nahiyelerinin 1921 Lozan Antlaşması ile Türkiye sınırlarının dışında kalmasıyla sınırın ötesine düşmüş. Fakat bu insanlar geçmişleri ile olan manevi bağlarını koparmamış ve etnik yapılarını korumak için mücadele vermiş. Birçoğu hala Türkçe konuşuyor. Yayladağ’da çok sayıda akrabaları var. Bu sebeple kol kanat germiş yerli halk gelen mültecilere. Kurulan çadır kentlerin yanı sıra ilçedeki konutlarda çok sayıda Türkmen yaşıyor. Türkiye Hükûmeti’nin çadır kentlerde kalan mültecilerin ihtiyaçlarını karşılama noktasında dünyaya örnek teşkil edecek çapta çalışmaları var. Üstelik sadece Türkmenlere değil, etnik kökeni ya da dini inanışı ne olursa olsun tüm savaş mağduru Suriyelilere kol kanat geriyor. Kızılay ve AFAD yardım çalışmalarında en önemli rolü üstlenmiş durumda. Sadece Türkiye tarafında değil, sınırın ötesindeki kamplarda yaşayanlara da yardımlar yapılıyor. Bölgedeki yardım çalışmalarında yer alanlardan sıkça duyduğum, sınırın ötesindekilerin çok daha ihtiyaçlı durumda olduğuydu. Suriye tarafındaki kamplara dünyanın ilgisi ve desteği ise yok denecek kadar az.

Kültürleri eski, acıları taze…
Sadece Hatay’da değil başta diğer sınır iller olmak üzere Türkiye’nin her yerinde bulunan Suriyeli mültecilerin ihtiyacını karşılamak noktasında devletin en büyük destekçisi ise sivil toplum kuruluşları. Bu bölgede çalışmalar yapan Adana Dosteller Derneği ve Yeryüzü Doktorları bu kuruluşlardan sadece ikisi. Bölgede savaşa ve belirsizliğe rağmen insanların eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için geçici yapılar inşa edilmiş. Burada açılan eğitim ve sağlık merkezinde ağırlıklı olarak Bayırbucak Türkmenleri çalışıyor. Türkmenler burada bir dayanışma derneği de kurmuşlar. Savaştan önce hali vakti yerinde bir iş adamı olan Muhammed K. bu bölgedeki Türkmenlerin sözcüsü durumunda. Bu dernek aracılığıyla gelen yardımların düzenli olarak dağıtılmasında görev alıyorlar. Çocuklar eğitim alıyor ve sağlık ihtiyaçlarına mümkün oldukça cevap verilmeye çalışılıyor. Anaokulu ve ilkokul düzeyinde çok sayıda çocuk dolduruyor sınıfları. Hepsinin henüz kısa olan yaşam öyküsünde bir kederin izi olmasına rağmen çocuksu coşkularıyla öğretmenlerinden aferin almak için parmak kaldırıyorlar.

Burada sınırın ötesinde olmalarına rağmen insanların çok taze acıları var. Çünkü birçoğunun yakını hala savaşın koynunda yaşam mücadelesi veriyor. Yayladağ’da çok sayıda dul ve yetim var. Hatta büyük bir binada tamamen eşlerini kaybetmiş kadınlar ve çocukları yaşıyor. Savaşta şehit düşenlerin geride bıraktıkları ile konuşmak, acılarına tanıklık etmek savaşın acımasızlığının bir kez daha altını çiziyor insanın zihninde.

Suriye’den gelen Türkmen, Kürt, Arap asıllı mültecileri dinlerken hepsi, aslında Suriye’deki halkların birbiri
ile sorunu olmadığını, sorunun rejimin bazı halklara karşı baskı ve zulmünün olduğunu ifade ediyorlar. Gelinen noktada savaşın bitmesiyle birlikte Suriye’deki halkların birbirine karşı dostluğu tekrar inşa edilebilir mi bilinmez ama hayatları alt üst olan bu insanların travmalarını atlatmaları uzun zaman alacak. Son günlerde artan Rus destekli Esed rejiminin saldırıları bu acıyı daha da derinleştireceğe benziyor. Yeni yetimler, yeni dullar ve yüreği yangın yeri analar…

İki saat içinde Türkiye’ye kaçtı
İsminin yazılmasını güvenlik gerekçeleriyle istemeyen tıp fakültesi öğrencisi bir genç de iki saat için de Suriye’den kaçtığını ve yanına sadece bilgisayarını alabildiğini söylüyor. Hiçbir suçu olmadığı halde suçlanmaktan korktuğu için Türkiye’ye geldiğini belirten bu genç adam, masum olduğu halde çeşitli suçlar isnat edilerek işkence ile öldürülen sınıf arkadaşının internetten bulduğu fotoğrafını gösteriyor. Kederli bir ses tonuyla “Eğer kaçmasaydım ben de böyle olabilirdim” diyor.

12 torununun kolu kanadı
Garibe Ana üç oğlu ve bir damadını savaşta kaybetmiş. Şimdi gelinleri ve 12 torununa kol kanat germeye çalışıyor. Suriye’deyken ebelik ve kuaförlük yaparmış Garibe Ana. Köyünde itibar gören bir kadın olduğu zorlu koşullarına rağmen elden bırakmadığı nezaketi ve asaletinden belli oluyor. Boşalan evlerine başkalarının yerleştiğini söylüyor. Yaşadığı bunca acıya rağmen koruduğu metanetini gözlerindeki keder gölgeliyor. Zira daha birkaç gün önce üçüncü çocuğunun ölüm haberini almış.

İki oğlu da şehit
Evinde ziyaret ettiğimiz bir diğer acılı kadın da Edibe Ana. Onun da iki oğlu savaşta şehit olmuş. İkinci oğlunun ölümü henüz çok yeni. Dudakları titreyerek, gözlerinden boşalan yaşlarla çocuğunun çok genç olduğunu, evlenmeden öldüğünü söylüyor ve cep telefonundaki 17-18 yaşlarında gülerek poz vermiş bir delikanlının fotoğrafını gösteriyor. Edibe Ana’nın bu naif kederi, ağlaması hepimizi derinden sarstı. Engel olamadığımız gözyaşlarımız ile savaşın suskunluğu çöktü oturduğumuz odaya. İlk oğlunun karısı bir köşede dalgın ve yaşlı gözlerle bakıyor belirsiz bir noktaya ve yetim kalan çocuğunun başını okşuyor…

Televizyonda kahreden an
S. Bekri de 2012 yılında gelmiş Türkiye’ye. Eşi öğretmen ve üç çocukları var. Kırıkhan’daki sağlık merkezinde çalışmaya başlamadan önce Arabistan’daki bir arkadaşı para desteği vermiş. Cep telefonunda bombardımana uğrayan evinin fotoğrafını gösteriyor. Haberlerde görmüş dumanlar yükselen evini. Yakın zamanda yeğenleri Rus bombardımanında ölmüş ağabeyi ise yaralı kurtulmuş. Türkleri ve Türkiye’yi çok seviyor ama ülkesinde durumların düzelmesini ve kendi şehrine dönmeyi istiyor.

Geçmiş günler bir anı şimdi
Kırıkhan’daki Sağlık Merkezi’nde çalışan Jinekolog Dr. S. Ömer Halepli ve eşi de eczacı. Kürt kökenli Suriyeli olan doktor İki sene önce Avrupa’ya gitmek amacıyla buraya geldiğini söylüyor. Savaştan önce iki çocuğu ve eşi ile son derece lüks yaşamları olduğunu, klinik şefi bir öğretim olarak görev yaptığını ifade ediyor. Önceki hayatını anlatırken yüzünde beliren umutsuzlukla, geçmiş ve bugünü düşündüğünde tüylerinin diken diken olduğunu söylüyor. Her şeye rağmen “şimdi Allah var” diyerek suskunlaşıyor.

Suriyeli hastalar Suriyeli hekimlere emanet
Hatay’da Suriyeli mültecilerin yoğun olarak bulunduğu bir diğer ilçe ise Kırıkhan. İş Adamı Rahmi Vardı’nın kurduğu HAYAD Derneği, mültecilere yönelik çok önemli çalışmalar yapıyor Kırıkhan’da. Bu çalışmaların en önemlisi açılan sağlık merkezinde Suriye’den gelen, hekim, eczacı ve sağlıkçıların çalışıyor olması. Kendi ülkelerinde yüksek standartlarda yaşam süren hekimlere aynı koşullarda olmasa da kendi mesleklerini icra ederek para kazanma imkânının verilmesinin ayrı bir anlamı var. Dil problemi olmadığı için hastalarla kurulan iletişim daha verimli olabiliyor. Ayrıca mesleki olarak donanımlı insanların yaşamlarındaki travmatik dönüşümün ağır etkilerini bir nebze hafifletiyor.