MISIR / GEZGİN DERGİSİ NİSAN’16

gezgin_mısır_1

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDAKİ SIR; MISIR

Mısır uzun zamandır gitmeyi istediğim bir ülkeydi. Devrim ve iç karışıklıkların araya girmesinin ardından seyahat planımı ertelemiştim bir süre. Ülkede nispeten içi karışıklıkların dindiği bir dönemde, terör tehdidi söylentilerine rağmen Hurgada’ya uygun uçak bileti bulunca gitmek için kesin kararımı verdim. Mısır’ı görmek isteyen üç arkadaşımla birlikte bilet alarak seyahat planlarımızı yapmaya başladık. Mısır hem Gizemli tarihi hem de Kızıldeniz’e kıyısı olan şehirleri ve sualtı zenginlikleriyle dünyadan birçok insanı kendine çeken bir ülke. Mısır’ın yaz ve dalış turizminde ilk akla gelen şehri Şarm El-Şeyh olmasına rağmen biz daha mütevazı bir kent olan Hurgada’yı tercih etmiştik bulduğumuz uygun biletin de etkisiyle. Gitmeden önce hakkında biraz bilgi edinmek için araştırma yaptığımda turizm kenti olarak yeni yeni yapılanmaya başladığını gördüm bu kentin. Tıpkı bizim Akdeniz şehirlerimizdeki gibi her şey dâhil  işletilen turizm tesislerinin yerine daha özgür olabileceğimiz daha ekonomik konaklama seçeneğini tercih ettik. Sabaha doğru vardığımız Hurgada’da toplu ulaşım seçeneği olmadığından taksi ile otele geldik. Sıcak nemli bir sonbahar gününde odalarımıza yerleştik.

gezgin_mısır_2

Yabancısı olduğumuz bu şehri gündüz gözü ile keşfetmek üzere kahvaltı sonrası sahildeki otelimizden çıktık. Bizim bulunduğumuz bu bölge şehir merkezi ile lüks otellerin arasında bir yerde olduğundan nispeten daha bakımsız ve daha tenhaydı. Kumsal boyunca yürürken Mısırlı gençlerin işlettiği bir plajda Giftun Adası ve dalış turlarına nasıl katılacağımızı, hatta Kahire ve Luksor’a da gidebileceğimizi bütün bunlar için uygun bir paket bulup bulamayacağımızı sorduk. Ayad isimli genç adam bize bu konuda yardımcı olacak bir turizmci tanıdığının olduğunu söyleyerek şehir merkezine gitmemizi önerdi. Zaten merkeze inmeyi planlayan bizler için çok isabetli oldu bu durum. Mısır’da geçireceğimiz bir haftamızı böylece planlarken ilk günümüzde Hurgada’yı da keşfetmeye başladık.

Mısır’ın yeni turizm merkezi; Hurgada

Hurgada yakın zamana kadar kendi halinde bir Kızıldeniz kasabası iken yapılan turizm yatırımları ile farklı bölgelerden müteşekkil bir kente dönüşmüş ve dönüşmeye de ediyor. Bu süreç içinde şehri üç kısım olarak düşünmek mümkün. El Dahar denilen eski şehir bölgesi, yeni yeni inşa edilen turizm merkezi Sakkala ve alışveriş merkezleri ve otel komplekslerinin bulunduğu Sahl Hasheesh bölgesi. Mısır’a özgü detayları görebileceğiniz yer eski şehrin olduğu bölüm. Sonraki günlerde araçla geçerken gördüğümüz şehrin yeni bölümlerinin dünyanın herhangi bir yerine görebileceğiniz turistik yapılardan bir farkı yok. El Dahar denilen yerde ise dikkati çeken en önemli yapı Al Mina Camii. Görkemli mimarisi ile şehrin birçok yerinden görülebiliyor bu yapı. Cami’nin hemen yanındaki balık pazarında Kızıldeniz’in zengin deniz ürünlerini tatmanız mümkün. Daha konforlu bir deniz ürünleri ziyafeti çekmek isterseniz pazarın hemen karşısındaki restoranları da tercih edebilirsiniz. Pazara nazaran biraz daha fazla para ödemeniz gerekebilir ama bu bile Türkiye’de ödeyeceğinizin çok altında olacaktır. Benim yaptığım gibi deniz mahsulleri çorbasını tercih ederek arkadaşlarımın “böcek” dediği ürünleri afiyetle tadabilirsiniz. Hurgada’nın derme çatma çarşılarında gezerken türlü türlü baharat çeşitleri ve bu coğrafyaya has sebze meyve ürünlerini görebilirsiniz. Gündüz ya da akşam bu şehirde güvenle dolaşabilirsiniz. Fakat özellikle turizm işiyle uğraşan erkeklerin aşırı samimiyeti konusunda kadınların dikkatli olmasında fayda var.gezgin_mısır_3

Kızıldeniz’in ihtişamı

Hurgada’yı tercih edilir yapan en önemli unsur, Kızıldeniz’in çiçek bahçesini andıran sualtı güzelliği. 1 yıldız brövemi henüz almış acemi bir dalgıç olarak eğitim sonrası ilk dalışımı Kızıldeniz’de yapmak benim için büyük bir şanstı. İlk gün öğleden sonra şnorkel ile tanıştığım Kızıldeniz’in sualtı güzelliği karşısında hayran kaldım. Hurgada’nın sahillerinde kıyıdan uzak olmayan bir mesafede zengin canlı çeşitliliği ile tanışmak mümkün. Plajlara küçük bir ödeme yaparak kendi malzemelerinizle bunu deneyimleyebilirsiniz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan hava kararıncaya kadar sualtı fotoğraf makinemle çekimler yaptım ve rengârenk çeşit çeşit balıkları hayranlıkla izledim. Sonraki günlerde tekne ile açılıp yaptığım iki dalış deneyiminde tanık olduğum güzellikler hayranlığımı ileri bir boyuta taşıdı. Şahane bir mavilik ve içinde sakladığı cennetin varlığı  yaşamında tanıklık ettiğim en özel durumlardan biriydi benim için. İlk dalışımda göstergenin bozukluğu sebebiyle tüpümdeki havanın bittiğini fark edemedim. Bu yüzden dalışımı erken sonlandırmama ve ciddi bir risk yaşamama rağmen ikinci dalışımı da yapıp sualtının büyülü dinginliğinin tadına vardım. Eğer Hurgada’da benzer bir deneyim yaşamak isterseniz dalmadan önce tüpünüzü ve teknik donanımınızı iyice kontrol edin zira Mısırlı dalış ekipleri bu konuda rahat olabiliyor. Dalmak ya da suya girmek istemeyenler için denizaltı ile Kızıldeniz’i görebileceğiniz turlar da var.

 

Giftun Adaları

Hurgada’da yaşayacağınız güzel deneyimlerden biri de Giftun Adaları’na gitmek olacaktır. Çok sayıda tekne turunu uygun fiyata bulabilirsiniz şehir merkezinden. Turlar bulunduğunuz otelden sizi alıyorlar.  Şehir merkezinin biraz dışında bir noktadan müşterilerini alan tekneler, yaklaşık bir saat süren yolculuğun sonunda adaya varıyor. Adaya yakın bir yerde demir atan teknelere gezgin_mısır_4yanaşan botlar mülteci taşır gibi tıka basa doldurup müşterilerini kıyıya götürüyor. Yanımda fotoğraf makinemin olması sebebiyle botun devrilme ihtimali bana daha korkunç gelmişti. Nasıl olsa boğulmayacak kadar sığdı su ve yüzerek kıyıya çıkabilirdik ama fotoğraflarımı kaybetmek, düşünmek istemediğim bir durumdu. Endişeli ve keyifli kısa bir bot yolculuğunun ardında  vardığımız adanın eşsiz güzellikteki Mahmya plajının incecik beyaz kumlarında yürümek, şnorkel ile balıkların ve mercanların dünyasına bir kez daha tanıklık etmek çok güzeldi. Aynı gün mercanların olduğu bölgede demirleyen tekneden kendimi sulara atıp saatlerce balıkların peşinden sürüklendim ve mercanların renkleri ile büyülendim yine.

 

Kadim şehir Kahire

Kahire, dünyanın en kadim şehirlerinden biri.  Mimari ve kültürel olarak muazzam bir yoğunluğa sahip olmasına karşın tüm detayları ile insan ruhunu saran bir etkiye sahip. Başta camiler olmak üzere dini yapılar, Antik Mısır Medeniyeti’nin kalıntıları  anıt mezarlar, çarşılar ve Mısır’a hayat veren Nil nehri bu şehri tanımlayan ana başlıklar. Sınırlı zamanımızda bu şehri tüm detayları ile görme fırsatı bulamadık fakat ana hatları ile algılayabileceğimiz deneyimlerimiz oldu.  Sabahın erken saatinde vardığımız Kahire’de güne Nil Nehri’nde tekne turu yapmakla başladık. Bu nehir sahip olduğu ünü hak edecek büyüklükte. Etrafında modern yapıların, büyük otellerin, plazaların, Akdeniz Mimarisi evlerin olduğu Nil, üzerindeki köprülerle şehrin iki yakasını bir araya getiriyor. Yeşil bulanık renkli Nil’in bazı noktalarında adacıklar bulunuyor ve farklı kollara ayrılıp birleşiyor.

gezgin_mısır_5

“Dünya Mirası” yapılar

Kahire’yi anlamak için şehri yukarıdan görebileceğiniz bir noktaya çıkmanız belki en önemli deneyim olacak. Kahire Kulesi’nin yanı sıra bizim yaptığımız gibi Tolunoğulları Camii’nin tarihi spiral minaresinden de şehri panoramik olarak  temaşa edebilirsiniz. Kahire’de yapıların her biri estetik ve ustalık harikası. Bu yapılar, gerek iç gerekse dış mimarisi ile hayranlık uyandıracak özelliklere sahip. Kaynaklarda belirtildiğine göre; Mısır, Roma, Ortaçağ Arap ve Osmanlı mimarisiyle inşa edilmiş M.S. 130 ile 19. yy. arasındaki dönemden günümüze ulaşan 400’den fazla tarihsel yapı bulunuyor. Bir başka seyir noktası ise; içinde Süleyman Paşa Camisi, Mehmet Ali Paşa Camisi, Sultan El Nasır Muhammed Camisi, Askeri Müze, Araba Müzesi, Gayer-Anderson Müzesi ve Gawhara Sarayı’nın bulunduğu Kahire Kalesi diğer bir adıyla Selahaddin Eyyubi Kalesi’dir. El Ezher Camii de mimarisi ve özellikle ikiz başlı minaresi ile görülmesi gereken yapılardan biri. Sınırlı zamanımız sebebiyle gidemeyip içimizde uhde olarak kalan ölüler ve dirilerin bir arada yaşadığı Eski Memlük Mezarlığı olan Ölüler Şehri’ni ise bir başka Kahire ziyaretine bıraktık.

 

Han El Hallili; Türk Çarşısı

Kahire’nin en önemli cazibe merkezlerinden biri de Han El Halili Çarşısı. Yorucu bir Kahire gününün ardından bu şehirde yaşayan bir dostumuz akşam vakti bizi bu mekânın curcunalı ve otantik ortamında ağırladı. Çarşının dar koridorlarına yerleştirilmiş masalardaki misafirlere yerel müzik ziyafeti veren Mısırlı müzisyenler ile coşku doruklara çıkıyor çarşıda. Nargile tüm Arap coğrafyasında olduğu gibi burada da çok yaygın kadınlar ve erkekler arasında. Geç vakit olmasına rağmen dükkânların birçoğu açık ve hayat akıyor Kahire’de. Ertesi gün gündüz gözüyle de gezdiğimiz bu tarihi çarşıda özellikle turistlere yönelik olarak giyimden, hediyelik eşyalara, papirüs ürünlerinden  metal işleme eşyalardan, baharatlara kadar birçok çeşitte ürün satılıyor. Ayrıca çarşının dış cephelerinde de kafe ve restoranlar bulunuyor. Ünlü Necip Mahfuz’un Nobel Ödüllü ünlü romanı Midak Sokağı’na adını veren sokak da bu çarşıda bulunuyor. Tarihi 1300’lü yıllara uzanan ve Osmanlı hakimiyeti döneminde Türk Çarşısı olarak da bilinen bu yapının eski bir Fatimi mezarlığı üzerine inşa edildiği söyleniyor.

gezgin_mısır_12

 

Antik Mısır Tarihi’nin eşsiz kalıntıları

Antik Mısır Tarihi’nin kalıntılarının sergilendiği en önemli kapalı alan Kahire Mısır Müzesi. Çocuk yaşta hükümdar olan ve genç yaşta ölen Firavun Tutankamon’un mezarından çıkarılan, yaşarken kullandığı ve öldükten sonra da ihtiyaç duyacağına inanılan eşyalar en nadide parçalarını teşkil ediyor müzenin. Benim en çok ilgimi çeken ise yazının devamında daha detaylı anlatacağım Mısır’ın ilk ve tek kadın Firavunu Hatşepsut’a ait mumya, eşya ve heykeller oldu. Londra’daki British Museum’dan sonra en çok mumyayı bu müzede gördüm olayın doğal kaynağı olması itibariyle. Müze adeta Mısır tarihini özetler nitelikte. Fotoğraf çekimi yasak olduğundan müzedeki detayları görsel olarak aktarmam mümkün olamayacak maalesef.

 

Gizemli Pramitler

Kahire’ye gitmeden önce pramitlerin şehrin epey bir dışında olduğunu zannederdim. Aslında şehir merkezine yakın bir konumda yer alıyor bu yapıların içinde bulunduğu Giza bölgesi. Esasında burası bir mezar kenti. Bu anıt mezar kompleksi, içinde farklı büyüklükte ve ayrı ayrı dönemlerde inşa edilen yapıların olduğu bir alan. Keops, Kefren, Mikerinos isimli bu dev anıt mezarların en büyüğü olan Keops antik dünyanın yedi harikasından ayakta duran tek yapı. Büyük Pramit olarak da anılan bu anıt mezarın yüksekliği 145,75 metre.   Çölün ortasında bu dev yapıların nasıl inşa edildiği hala muamma insanlık için. 143.5 metre yüksekliğiyle Kefren Pramidi’nin en üst noktasındaki dış yüzey kaplamasının hala duruyor olması ilgi çekici. Mikerinos ise 65.5 metrelik yüksekliğiyle bu alandaki üç piramidin en küçüğü.  Ayrıca Mikerinos’un hemen yanında üç küçük pramit daha var. Çölün ortasında devasa bir büst olarak zamana direnen Büyük Giza Sfenksi’de bu alanın baş yapıtlarından biri. Ön cepheden bakıldığında Kefren Pramidi’ni arkasına alan bu dünyanın en büyük taş heykelinin yüksekliği 20 metre. Yatan aslan bedeni üzerinde firavun başının (Kefren’e ait olduğu düşünülüyor) bulunduğu bu heykelin yüzü doğuya bakıyor. Güneşi selamlayan bu heykelin pençelerinin arasında bir tapınak bulunuyor ve  içinde kral mezarlarının bulunduğu pramitleri koruması için inşa edildiği söyleniyor. Bu yapıların içine girmek mümkün değil sadece Büyük Pramit’in doğu cephesinde bir yer altı mezarı var girilebilen. Yaklaşık 6-7 metre derinlikteki yoğun nemli mezara inerek içinde mumyanın olmadığı lahiti görmek mümkün.  Bunun dışında heveslileri için deveyle ve atla çölde gezinti yapma imkânı da var. Pramitleri farklı açılardan fotoğraflamak isteyenlerin batıya doğru biraz yürümesi gerekiyor. Ancak bu noktadan tüm yapıları birlikte fotoğraflamak mümkün.

gezgin_mısır_11

 

Tapınaklar şehri; Luksor

Sabahın erken saatinde otobüsle Hurgada’dan hareket ederek, terör riski sebebiyle en ön koltukta ağır silahlı bir güvenlik görevlisi eşliğinde Luksor’a doğru yol almaya başladık.  Nil Nehri boyunca güneydoğu yönünde ilerlerken bu nehrin Mısır’a hayat veren etkisine yeniden tanıklık ettik. Nehrin kenarındaki yerleşim yerleri hareketli ve rengârenk çiçekler, tarım arazileri ve ağaçlarla dolu. Luksor’un şehir merkezi de zaten Nil’in kenarında.  Hurgada ve Kahire’deki kent kirliliğinin aksine bu şehir gayet düzenli ve temizdi. Gelelim şehri önemli kılan antik tapınaklar ve kral mezarlarına. İlk olarak gittiğimiz Karnak Tapınağı girişinden itibaren çok etkileyici bir yapı. Her firavunun tapınağa yeni bir yapı eklediği, bu yüzden de bu tapınak kompleksinin yapımının yaklaşık 2 bin yıl sürdüğü ifade ediliyor. Bilhassa sütunların olduğu bölümdeki ihtişam görmeye değer. 134 sütundan bazılarının yüksekliği 23 metreyi buluyormuş. Bu denli devasa sütun, heykel ve yapıları o dönemin koşularından nasıl inşa ettiklerini tahmin etmek çok zor. Zira sütunların her biri üzerinde yazılar ve süslemeler de mevcut. Burası dünyanın en büyük antik tapınağı olduğu ifade ediliyor.

 

Krallar ve Kraliçeler Vadisi

Pramitlerin inşasının çok masraflı olması ve kral mezarlarının zarar görmesini engellemek için Luksor yakınındaki bir vadinin yamaçlarının oyulması ile Kral ve Kraliçe mezarları oluşturulmuş. Birbirine birkaç kilometre uzaklıkta inşa edilen mezarlardan Krallar Vadisi’nde olanların önemli bir bölümü tahrip edilmiş. 18. ve 20. Hanedanlık döneminde  firavunlar ve güçlü asillerin gömüldüğü 64 mezar bulunuyor burada. Kraliçe mezarlarının olduğu bölüm daha korunmuş durumda ve açığa çıkarılmış 50’den fazla mezar olduğu belirtiliyor. Bazı mezarlara girebiliyorsunuz. II. Ramses’in eşi meşhur Neferatari’nin mezarı da burada bulunuyor. Firavun çocukları da Kraliçeler Vadisi’ne gömülmüş. Buradaki mezarların içindeki resimli yazılar ile ölüm ve sonrası anlatılıyor. Mezarlarda fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor. Fakat mezardaki bekçilere biraz bahşiş verirseniz fotoğraf çekerken sizi görmezden gelebiliyorlar. Eğer hem çekip hem de para vermem derseniz sizi fotoğraf makinanıza el koymakla tehdit ediyorlar. Fotoğraf tutkunlarının dikkatine…

 gezgin_mısır_5

Antik Mısır’ın ilk ve tek kadın firavunu

Hatşepsut, Kahire Müzesi bahsinde de değindiğim Antik Mısır’ın ilk ve tek kadın firavunu. Tahta çıktıktan sonra krallar gibi giyinip bir tören geleneği olan takma sakal bile takmış. Tarihçiler onun kadın olduğunu mumyalanmış bedenine yapılan DNA testi ile tespit etmişler.  22 yıl süren hükümdarlığı döneminde barışçıl bir politika izlemiş, büyük imar çalışmaları yapmış, ticaretin gelişmesi için girişimlerde bulunmuş ve Mısır onun yönetiminde refah dönemini yaşamış. Babası tarafından inşa ettirilmiş olan anıt mezarda mumyalanarak muhafaza edilmiş Hatşepsut’un cansız bedeni.  Her ne kadar kendisinden sonra gelen III. Tutmosis onunla ilgili tüm detayları bu tapınaktan silmeye çalışsa da binlerce yıl sonra bu ihtişamlı yapı Mısır’ın ilk kadın firavununun adı ile anılıyor. İnsanın silmeye çalıştığını tarihin yaşattığını bir kez daha görüyoruz. Krallar Vadisi’ne yakın bir yerde bulunan Hatşepsut Tapınağı dev bir kayalığa yaslanmış olarak zamana meydan okuyor. Karşıdan bakınca büyüleyici bir etkiye sahip.  Luksor’da tamamen yıkılmış olan III. Amenhotep’e ait mezar tapınağı koruması için yapılmış olan Memnon Heykelleri de bu bölgenin hayranlık uyandırıcı kalıntılarından.  Yönünü Nil Nehri’ne dönmüş, elleri dizlerinde, yaklaşık 18 metre yüksekliğindeki bu üç dev heykelin başının III. Amenhotep’e ait olduğu söyleniyor.  Bu göz kamaştıran antik yapılar karşısında duyduğumuz hayranlıktan sonra, günün sonunda hediyelik eşya imal edip satan dükkânın önündeki ustaların hep bir ağızdan coşkuyla şarkı söyleyip mizansen yapması ve gösteri bitince aniden sakinleşip işlerine dönmesi gülümsetti hepimizi. Ayrıca tur rehberinin başlangıçta katılmamız için bizi ikna edemediği  Muz Adası gezisine katılacağımızı söylediğimizde kederli yüzünün birden aydınlanması da görmeye değerdi doğrusu. Her ne kadar bize anlattığı gibi kocaman Nil timsahları ile karşılaşmasak da nehrin ortasındaki  bu adada, ikram edilen meyveleri yemek, muz bahçesinde gezinmek keyifliydi.

 gezgin_mısır_6

Akılda ve gönülde kalanlar

Mısır kadar Mısırlılar hakkında da izlenimler edindiğim seyahatimde sıcak iklim insanlarının rahatlığının onlarda da olduğunu gördüm. Ülkemizde de maalesef mevcut olan turisti kazıklama eğilimi onlarda da var. Özellikle taksiciler bu konuda çok mahir. Bu yüzden bu ülkede sıkı pazarlıkçı olmanız lazım. Genel anlamda çok ekonomik koşullarda seyahat edebilme imkânı bulabileceğiniz bir ülke. Gitmeden önce ön araştırma yapmak hem gezilecek yerler hem de uygun koşullarda hizmet almak için faydalı olacaktır. Burada jest olarak algılayabileceğiniz her davranışın ardında bahşiş beklentisi olduğunu da söylemeliyim. Bunu açıkça ifade etmekten de çekinmiyorlar. Ayrıca “yavaş yavaş Hasan Şaş” sözünü duymaktan mideniz bulanabilir. Çünkü Türk olduğunuzu anladıklarında hepsinin ağzından bu sözler dökülüyor. Bizler de  son gün artık Türk olduğumuzu söylemedik konuştuğumuz esnafa. Özellikle Kahire’yi yukarıdan gören bir noktaya çıkıp minarelerden yayılan ve birbirine karışan ezan sesini dinlemenizi öneririm. Ve dahi bu ülkenin havasını soluyup Feyruz dinlememek olmaz. Bu coğrafya ile bütünleştiriyor bu bülbül sesli kadın sizi. Kahire’de kaldığımız otelin kahvaltı salonunda çalan Feyruz şarkısını dinlerken garsona “Ne kadar güzel değil mi” dediğimde onun verdiği cevap “O bir melek. Herkes çok sever onu burada” oldu. Müziğin seyahati taşıdığı o eşsiz boyut Hurgada Havaalanı’ndaki mağazada kulağıma çalınan “lama bada yatathana” şarkısı ile doruğa ulaştı. Bir haftanın yorgunluğu, anılar, dostluk, güzellikler; demlenmişti yüreğimde melodiler kulağımda dans ediyorken. Böylece bir yolculuk daha en tatlı yerinde sona erdi. Hülya Yıldırım, Hatice Özdemir, Hatice Şahiner ile yaptığımız bu yolculuk bizi bu coğrafyanın zerre de olsa bir paçası yaptı. İyi ki de öyle oldu….

gezgin_mısır_10gezgin_mısır_9gezgin_mısır_8gezgin_mısır_7